ilhami16 @ gmail.com

 

Önceki gün ABD Başkanı Trump'un emri ile Veneuella'ya askeri müdahale gerçekleşti. Gerçekleşeceğinin haberini de 2025'in son ayında ipucunu vermişti.

Gerçi gözleri kapalı, kulakları duymayanlar ise, ABD'nin Venezüella'ya yönelik saldırgan tutumunu, hâlâ "insan hakları" masalıyla anlatmaya çalışanlar ya dünyadan habersiz ya da gerçeği bilip susmayı tercih edenlerdir.

Çünkü ortada demokrasi değil, çıplak bir petrol hesabı vardır. Bunu biraz daha kılıfına uyduracak olursak uluslararası ilişkilerde hiçbir askeri ya da siyasi müdahale sebepsiz değildir. ABD'nin Venezüella'ya yönelik baskı politikalarını da bu çerçevede okumak gerekir. Söylemde demokrasi, pratikte ise enerji ve maden güvenliği vardır diyebiliriz.

Venezüella, kanıtlanmış petrol rezervleri bakımından dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Buna altın ve stratejik madenler de eklendiğinde, ülkenin neden küresel güçlerin radarında olduğu daha net anlaşılıyor.

Venezüella'nın suçu bellidir:
Toprağının altı zengindir bu zenginliği bu zenginliği ABD kontrolü dışında yönetmek istemesidir. Bu da ister istemez ABD'nin hoşuna gitmez.
ABD için dünya ikiye ayrılır:
Biat edenler ve etmeyenler.
Birinciler "özgür", ikinciler "tehdit" ilan edilir.

Bunu örnekleyecek olursak;
Irak'ta demokrasi vardı da mı işgal edildi?
Libya'da insan hakları vardı da mı bombalandı?

Keza Sudan'ın ikiye bölünmesi  de tesadüf mü?

Bir de bunlara paralel olarak geçmişte işgal edilip aranılan madenler bulunamayınca  geri çekilen Afganistan...

Şimdi sıra Venezüella'da...
Eğer Venezüella'nın yeraltı kaynakları olmasaydı, bugün adını bile duymayacaktık. Eğer Washington ne derse "evet" deseydi, Maduro değil "sayın lider" diye anılacaktı belki de...

Başka bir ifade ile şöyle de sorabiliriz.

Venezüella ABD ile tam uyum içinde bir politika izleseydi, bugün bu kadar gündemde olur muydu?
Büyük ihtimalle hayır.

Olmayınca ne oluyor.

Ekonomik anlamda o ülke darboğaza sokuluyor.

Halk açlık ve safaletle  mücadele ediyor.

Sondan bir öncesi diyeceğim, bu ve benzeri olayların ekonomik olarak destekleyici ifadesinin adı ambargo oluyor...

Sonrasını zaten herke görüyor.

Ama asıl dikkat çekilmesi gereken konu şu:

 

Bu tablo, sadece Venezüella için değil; enerji ve maden zengini tüm ülkeler için uyarıcıdır. Küresel siyasette ahlaki değerler değil, çıkarlar belirleyicidir.
Türkiye'nin de bu gerçekliği göz ardı etmeden, küresel gelişmeleri okuması ve kendi stratejik kaynaklarını koruma refleksini diri tutması gerekir.

Hatta bu konuda alternatif anlamda yeni oluşumların da öncülüğünü üstlenmelidir.

İşte bundan dolayı ülkemizin savunma sanayi alanında yapmış olduğu yatırımların ne kadar kıymetli olduğunu görmek gerekir.

Bu yazıyı şöyle bitirmek gerekir.

Çanlar bundan sonra kimin için çalıyor?

Ya da ABD nereye demokrasi götürecek?