Siyasette herkes konuşur.
Ama herkes iz bırakamaz.
Çünkü iz bırakmak; kürsüde değil, sahada olur.
Bu noktada Bursa özelinde taban siyasetinde beş isim say deseler bu üçü geçmez.
Onlar da sırasıyla Mehmet Gedik, Turhan Tayan ve Faruk Çelik’tir.
Aktif siyasete devam eden bu üç isimden sadece Faruk Çelik’tir.
Geçen haftalar içinde Bursa’da basınla buluşan Çelik o kadar sert konuştu ki o konuşmanın yankıları devam ediyor.
Ama gerçek olan da şu;
Faruk Çelik’in yapmış olduğu hizmetlerin yankıları hala en az 3 ilde hissediliyor.
Yukarıda yazdığım diğer iki siyasetçiden Çelik’i farklı kılan ise siyaseti sadece Bursa ile sınırlı olmamasıdır.
Çelik gibi isimler şehirlerarasında köprü kurar; Ankara ile sokağı aynı cümlede buluşturur.
Faruk Çelik, tam da bu tanımın içindedir.
Ankara'yı bilen bir siyasetçi olmak kolaydır.
Ama Ankara'da bilinirken, Bursa'nın sokağında karşılık bulmak;
Artvin'in yaylasında tanınmak;
Şanlıurfa'nın mezrasında güven duyulmak kolay değildir.
Bu, yıllarla oluşur.
Samimiyetle olur.
Hizmetle olur.
Faruk Çelik'in en güçlü tarafı da burada başlıyor.
Bursa...
Sanayisiyle, ticaretiyle, göç yapısıyla Türkiye'nin küçük bir özeti.
Bursa'da siyaset yapmak; masa başından değil, sahadan bakmayı gerektirir.
Çelik, bu şehrin dinamiklerini bilen, sanayicinin de işçinin de dilinden anlayan bir çizgide durdu.
Son olarak yaptığı uzlaşmada bunun kanıtı…
Siyasette milletvekili olarak Ankara'yla kurduğu bağ, Bursa için hep bir avantaj oldu.
Çünkü mesele sadece talep etmek değil, doğru yerden doğru zamanda çözüm üretmektir.
Ankara...
Devletin kalbi.
Mevzuatın, bütçenin, kararın merkezi.
Faruk Çelik'in Ankara tecrübesi, onu birçok siyasetçiden ayırıyor.
Hangi dosya nerede takılır, hangi sorun hangi masada çözülür;
bunu bilen bir isimden söz ediyoruz.
Olmaz denileni yapmıştır.
Yok denileni oldurtmuştur.
Sonrasında ne olmuştur.
Evliyalar şehrinden Peygamberler Şehri Şanlıurfa’ya rotasyon.
Şanlıurfa ise başlı başına bir sınavdır.
Sosyal yapı karmaşık, beklenti yüksek, sorun derindir.
Urfa'da siyaset yapmak;
sadece kürsüden konuşmayı değil, mahallede oturmayı gerektirir.
Faruk Çelik'in Urfa'daki duruşu, devlet aklıyla yerel hassasiyetin nasıl buluşabileceğini gösteren örneklerden biri oldu.
Partisine 10 milletvekilliği kazandırdı.
Önce 400 vaat verdi. Ardından o vaatleri fazlasıyla bitiren siyasetçi profili gönüllere girdi.
Peygamberler kenti Urfa insanı şunu sever:
Sözünü tutanı.
Yanında duranı.
Unutmayanı.
Keza ardından bir dönem beklemenin ardından Faruk Çelik’e sefer emri baba ocağı Artvin’e çıktı.
Artvin...
Zor coğrafya, güçlü karakter.
Siyaseti lafla değil, duruşla tartan bir memleket.
Artvin'de karşılık bulmak, samimiyet ister.
Faruk Çelik'in baba ocağı insanıyla kurduğu bağ;
tepeden bakan değil, yan yana duran bir siyaset anlayışının sonucudur.
Bu yüzden Artvin'de Çelik ismi, sadece bir siyasetçi olarak değil;
ulaşılabilir, dinleyen, çözüm arayan bir figür olarak anılır.
Ve burada umut veren tablo şudur:
Faruk Çelik, farklı şehirlerde aynı dili konuşabilen nadir isimlerden biridir.
Bursa'da sanayiciyle,
Artvin'de köylüyle,
Şanlıurfa'da esnafla aynı masaya oturabilmiştir.
Bu kolay bir şey değildir.
Ama sert olmamız gereken yer de burasıdır:
Bu kadar tecrübe, bu kadar birikim;
yerel sorunlara daha hızlı, daha görünür çözümler üretmeyi de zorunlu kılar.
Vatandaş artık şunu istiyor:
"Beni tanıyorsan, sorunumu da çöz."
İşte Faruk Çelik'ten beklenen de budur.
Son söz olarak diyeceğimiz odur ki Faruk Çelik harita üzerinde değil,
insanların hayatında iz bıraktığından sevilir ve sayılır.
Ve bazı isimler, bir şehirle değil, bir anlayışla anılır.
O anlayışın adı iş bitiren, çözüm üreten siyasetçi…
Bu minval de,
Faruk Çelik de o isimlerden biridir.
Bakalım Çelik gibi siyasetçilere yenileri ilave olacak mı?
Bekleyip takip edelim…


