Toplantının adı basın buluşmasıydı ama konuşulanlar, memleketin ağır gündemini sırtlanmıştı. Hem 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlandı hem de genel ve yerel siyasetin, daha doğrusu hayatın gerçekleri masaya yatırıldı. Çaylar sıcaktı ama meseleler soğukkanlılık kaldırmayacak kadar ciddiydi.
Büyük Birlik Partisi Bursa İl Başkanı’nın atanmışlıktan seçilmişliğe geçişinin ardından düzenlenen bu toplantıya; Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı, Alperen Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Ömer Faruk Alfatlı, BBB Meclis Üyesi Haldun Filizli, Marmara Bölge Müfettişi Salih Uçak, İl Kadın Kolları Başkanı, ilçe başkanları ve parti mensupları katıldı. Salondaki kalabalık, aslında memleketin bir fotoğrafıydı.
BBB Meclis Üyesi Haldun Filizli’nin sözleri, siyasetin nasıl yapılması gerektiğine dair net bir çerçeve çiziyordu:
“Bursa Büyükşehir Meclisi’nde siyasi saikle değil, Bursa’nın lehine olan her konuda evet, aleyhine olan her konuda şerh koyuyoruz.”
Verilen her oyun bir emanet olduğunu ve bu bilinçle hareket ettiklerini ifade etti. Bugün siyasetin en çok unuttuğu kelime de belki bu: emanet.
Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Alfatlı konuşmasına teşkilata teşekkür ederek başladı. Ardından 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutladı. Alın teriyle, zor şartlarda görev yapan gazetecilere teşekkür etti; vefat eden basın emekçilerine rahmet, hastalara şifa diledi. Bu ülkede gazetecilik çoğu zaman masa başında değil, sahada ve risk altında yapılıyor.
Gelelim memleketin yakıcı başlıklarına…
2025 değerlendirmesinde ilk akla gelen gerçek, derin ekonomik sıkıntı yaşayan vatandaş oldu. Alfatlı, gelir dağılımındaki adaletsizliğin toplumsal fay hatlarını derinleştirdiğini söyledi. Bir yanda aşırı zenginleşen küçük bir kesim, diğer yanda her geçen gün yoksullaşan geniş halk kitleleri… Bu düzenin sürdürülebilir olmadığı açık.
Asgari ücretin enflasyonun altında belirlenmesinin bir zam değil, geçmişteki kayıpların kısmi telafisi bile olmadığını vurguladı. “Asgari ücret insanca yaşam sınırı olmalı” dedi. Bunun enflasyonu tetiklemediğini, aksine sosyal dengeyi koruduğunu ifade etti. Emekli maaşlarının da asgari ücrete yakın bir seviyeye çekilmesi gerektiğini dile getirdi.
Bütçe rakamları ise tabloyu daha da netleştiriyor. Dolaylı vergilerin ağırlığı, faiz yükünün bütçedeki payı… Memura verilen ödemenin yüzde 60’ının faize gitmesi… Ve insanın kulağında yankılanan o cümle:
“Bir dakikada 6 milyon TL faiz ödüyoruz.”
Alfatlı, konuşmasında toplumun vicdanını yaralayan çocuk cinayetlerine de değindi. Mevcut yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığını, caydırıcı ve net düzenlemelerin artık ertelenmemesi gerektiğini söyledi. Bir çocuğun canının, hiçbir gerekçeyle görmezden gelinemeyeceğini vurguladı.
Madde bağımlılığı ise başka bir alarm başlığıydı. Bunun sadece güvenlik değil, bir toplumsal çöküş meselesi olduğunu belirtti. Madde bağımlılığıyla mücadelenin şart olduğunu, gençleri kaybetmenin bedelinin çok ağır olduğunu ifade etti. Önleyici politikaların, aile ve eğitimin merkeze alınması gerektiğini söyledi.
Ve terör meselesi…
Alfatlı, bölücü terör örgütü konusunda BBP’nin tavrını net cümlelerle ortaya koydu:
“Biz Büyük Birlik Partisi olarak terörsüz Türkiye’yi savunuyoruz. Analar ağlamasın, şehitlerimiz olmasın.”
Terörün yalnızca dağdaki silahlı unsurlardan ibaret olmadığını; suç örgütleri ve aparatlar üzerinden de beslendiğini vurguladı. Türkiye’nin bu yapıları büyük ölçüde yendiğini ancak karşı tarafa güvenilmeyeceğinin Suriye’nin kuzeyinde, Halep’te açıkça görüldüğünü ifade etti. İyi niyetli yaklaşımlara rağmen bayrağımızı parti binalarına asmayan zihniyete de dikkat çekerek, HDP’ye açık bir gönderme yaptı. Devletin birliği ve bayrağın onuru konusunda tavizin olmayacağını söyledi.
Konuşmanın son bölümünde ise işin özü hatırlatıldı.
Büyük Birlik Partisi’nin 29 Ocak’ta, tam 33 yıl önce Muhsin Yazıcıoğlu önderliğinde kurulduğunu hatırlatan Alfatlı, BBP’nin Anadolu insanının iktidara uzanan eli olduğunu ifade etti.
“Hepimiz bir kilimin desenleriyiz” diyerek, bu toprakların farklılıklarının bir ayrışma değil, bir zenginlik olduğunu vurguladı.
33 yıldır kırmızı çizgilerinin değişmediğini söyledi:
Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk birliği hedefi.
Ve bu çizginin temelinde şu anlayışın yattığını ekledi:
“Millet ne dediyse onu yaptık, ne dediyse o olduk.” Son bölümde ise ABD'nin yaptığı Venezüella mudahelesini de eleştirerek toplantı sona erdi.
Bu toplantı bir basın buluşmasıydı ama aslında bir hatırlatmaydı. Ekonomiden adalete, güvenlikten vicdana, tarihten geleceğe uzanan bir muhasebe…
Gazetecinin günü kutlandı, vatandaşın derdi konuşuldu, ideolojik duruş bir kez daha netleştirildi.
Çünkü bu ülkede artık herkes biliyor:
Siyaset, günü kurtarmak değil; milletin emanetine, devletin bekasına ve yarının hesabına sahip çıkma işidir.


